çevremdeki insanlar, sevdiklerim; bence ilişkilerimizi iletişimin mümkün olmadığı bi yerde yürütmeye çabaladığımızı içten içe biliyorlar. sırf o ilişkiler çökmesin diye de hayatımın neresinden tutabilirlerse ordan bi parça kopartmaya çalışıyorlar. bu hikaye elbet herkesin sosyal ilişkilerinde gördüğü bi desendir.
ancak artık neredeyse kopartılacak bi şey kalmadığı noktada, sorumluluklarınız devreye girmeye başlıyor. herhangi bi konuda, sizin de kabul ettiğiniz bi sorumluluğunuzdan haberleri olmayıversin; emin olun kemiğinizden et sıyırırlar arkadaşlar.
sorumluluklarınızın yerine getirilmesi konusunda nadiren sizden daha yetkin olurlar; bunu en iyi ifşa eden şey ise sorumluluklarınızı başınıza kakarlarken dünyanın sonundan bahsedercesine ses tonlarının değişmesi ve o sorumluluğun yerine getirilmesi için maksimalist direktifler vermeleridir.
“onu yarın sabah ilk iş olarak, mutlaka hallet.”
o işi ne zaman yapacağınız ve o işte ne kadar ısrarcı olmanız gerektiği vurgusunu çıkarttığınız taktirde, üstteki cümlede tek bi kelime kalıyor dimi; “o” :Dd
yani sorumluluğun kendisiyle ilgili bütün alakaları “o”dan ibaret. ona dair hiçbi isabetlilikleri yok, çünkü nelerin sorumluluğunu üstlendiğinize bilmelerine imkan da yok. onlar için birdizi çoktan belirlenmiş işi halletmeniz gerekiyor, bu yüzden kolayca “sabah ilk iş olarak” diyebiliyorlar. sabah yapabileceğim başka şeyler, sabah hayatımla almam gereken iç içe geçmiş bir dizi sorumluluğun hiçbi önemi yok. varlığından haberdar değiller ki olsalar dizleri titreyecek; sabahları üzerinize hakim olan psikolojinizi düşünün, o psikolojinin bütün dünyada hakim olduğu bi gerçeklikte hayatta kalamazlardı, öyle değil mi? misal böyle sorumluluklarınız da var, o insanlar ölmesin diye her sabah kafanızdaki alternatif dünyaları ikna etmek zorundasınız ve bunlar birbirlerine o kadar dolanık ki ayırt etmek imkansız.
ve bu sevdiğim insanların, dolayısıyla benim neyin sorumluluklarını üstlenmiş olduğumla ilgili en ufak fikirleri yok. mümkün de değil öyle bi şey zaten. fikirleri olabilecek bi dünyada yaşasak, iletişim imkansız olmazdı.
burda ise günlerdir beynimi kıyan bi yüzleşmeye geliyoruz; ben insanlara güvenerek, onlara ihanet etmişim. onlara güvenmek demek, hayatımın birtakım alanlarının onlara karşı tetikte olma gerekliliğini askıya almak demek. ama bu insanlar oraya sızamazlar ki.
o insanların hiç bilmedikleri bi arazide, koşuşturan 10.000 tane vahşi atın elçisiyim ben ve bu insanların o atların ayakları altında unufak olabileceklerini bile bile onları orada başıboş bıraktım. bu da benim günahımdır. bu günahtan kaçmak imkansız ve içten içe yaşadığım sosyal gerilim de buna dayanıyor.
seveceksen insanları olduğu gibi sev ve kimseye de güvenme. insanları güvenle terbiye etmek, korkunç bi yalan.