ekim-ortası
bu ay şimdilik benim için iyileşme ayı diyebilirim. uzun süredir sürekli kurtulduğumu zannettiğim bunalım her seferinde daha sert vurarak geliyordu, sonbaharla birlikte bu yavaştan dinmeye başladı. verimliliğe, niceliğe çok odaklanmıyorum.
bi şeylere isabet edip edemediğimi sorguluyorum, cevap evetse “iyidir heralde” diyip yaşamaya devam ediyorum.
belki ayın ikinci yarısında ufak ufak verimlilik zorladığım olur.
ilk yarı şimdilik şu şekilde;
hayatımı rahatlatan bi diğer ekim gelişmesi ise 7-8 senenin ardından telefonum değişti :D.
ablamı yeni telefon almaya ikna ettikten sonra, kendindeki ayfonu bana verdi. telefonu özümseyebilmek adına hemen bi kılıf tasarlamıştım, bugün elime ulaştı.
önceki tecrübesiz tasarımımın ardından bu sefer görselin büyüklüğünü ve çözünürlüğünü elimden geldiğince uğraşarak ayarladım ve sonuç beni gayet tatmin etti.
bence çok havalı durdu ve kimliğimi yansıtan semboller ve temalarla her an karşılaşabiliyo olmam da çok konforlu hissettiriyo…
meslek-öğrenimi açısından ekimi tam bi rezalete dönüştürdüm. makine öğrenmesinin temel prensiplerini çözdüğümden beri sürekli beni geriye iten matematik konusunda da yol katetmek için kendisinden öncesinde python kursunu da almış olduğum mike x cohen’den lineer cebir kursu aldım (AYLAR ÖNCE). ama henüz bu kursa ekim başında başlamış olmam bi yana sadece ilk tanıtım bölümünü tamamlayabilmişim 19 GÜNDE (40 dakikalık bi bölüm falan). 6 şubat depreminden beri kaybettiğim en hissedilebilir yanım odaklanma ve bununla bağlı olarak işlerin devamını getirememe oldu.
bunun bahanesi kalmadı artık tabii, meslek-öğrenimi açısından ayın ve tabii ki yılın kalan bölümünde epey acı çekmeyi çoktan hakettim.
kavramsal açıdan ise eh işte noktasındayım. daha iyi olabilir, en azından bir makaleyi en fazla iki güne yaymam gerekiyor ancak ben 19 günde sadece 4 makale okudum.
• ayın başında aristoteles ontolojisine dair yazılmış bi makaleyi okudum. aristoteles’in varlığı düşünme metodu üzerine bi tartışma. varlığı, varolanların ilki ve en hepsi-için-geçerli (tümel) olanı olarak ele almanın onu zorunlu olarak teolojik bi yere mi sıkıştırdığı, yani “varlığı düşünmek aynı zamanda zorunlu olarak tanrıyı düşünmek mi?” sorusunun incelendiği bi makaleydi.
• ardından yaralanabilirlik adı altında yürütülen çalışmaları özetleyip eleştiren bi makale okudum. güvenlik, savunma-sızlık, güvenlikçilik ve şiddete açık hale getirilme gibi toplumsal süreçlerin incelenmesini organize etmeye çalışan bi kavram yaralanabilirlik. yani, bana bi şeyler katmıştır heralde ama çok ilgimi çeken konular değil.
• son olarak okuduğum iki makale ise tragedya üzerine. bu konuyla özellikle ilgiliyim çünkü tragedya, komedya, ironi ve romans dörtlüsü gerçekten de yazıyla/metinle tanışmış toplulukların mitler üzerinde sörf yapma çabalarıyla geliştirdikleri en keskin araçlar. henüz cogito dergisinin tragedya sayısını okumaya devam ediyorum. şimdiye kadar oldukça heves kabartıcıydı.
son olarak müzik konusunda çok uzun bi süredir cepten yiyordum. dinleme deneyimimin tamamını zaten bildiklerim ya da rastgele radyoları açıp da duyduklarım oluşturuyordu. ciddiyetle oturup bi türü/sanatçıyı kavramaya çalışmayalı uzun zaman olmuştu.
ekimin ilk yarısı bu açıdan bi gelişmeyle başladı. uzun süredir caz merakım var ama caza nerden girsem tekmeyi yedim gibi oldu biraz. en sonunda birçok insanın caza ilk başlama albümü olan miles davis’in kind of blue albümü ile karşılaştıktan sonra, süreç benim için yağ gibi kaymaya başladı.
kind of blue haricinde, workin’ with the miles davis quintet adlı albümü dinliyorum. bu albüm miles davis’in grubu ile birlikte 1956’da iki seansta kaydettikleri 4 albümden birisi ve bence en az kind of blue kadar iyi.
bi yandan da miles davis ile ilgili yapılmış, netflix’te yayınlanan birth of the cool belgeselinden kesitler izliyorum.
miles davis, bi konuda delilik düzeyinde iyi olmanın kişiyi nerelere kadar götürebileceğinin uç bi örneği. o yüzden hayatının manevralarını müziğiyle birlikte takip etmek çok ilham vericiydi.
şamanik açıdan ekim şimdilik benim için pek verimli sayılmaz. normalde, edindiğim birçok kaynağı okuyup bu konudaki yaklaşımımı ve sistematiğimi derinleştirmem gerekiyor ancak uzun bi süredir bu konuda bi şeyler okumadım.
ancak, gene de bu ayı şimdiden kurtaracak bi gelişme yaşadım. o da yeni ağız kopuzumun (sağdaki) elime ulaşması oldu. insan birbirinden farklı kopuzların çıkarttığı farklı sesleri deneyimlemeden birçok tekniği ve daha da önemlisi bu enstrümanın şamanik önemini çok iyi kavrayamıyormuş, bunu farkettim. neyse, şamanik açıdan bu ay daha çok kopuzla ilgilenmekle geçti.
ağız içi ve nefes tekniklerinin temellerini kavradığımı hissediyorum, yeni yeni gırtlak teknikleri deniyorum.