şiddet, türümüzden bir bütün olarak sökülüp alınabilecek bi şey midir bilmem. ama belirli birtakım insanların, toplulukların şiddet karşısında özellikle daha savunmasız, daha yaralanabilir hale sokulmaları, karşısında mücadele etme sorumluluğumuz olduğunu düşündüğüm bi şeydir.
bugün, nefret suçu mağduru transları anma günü.
transların hayat güvenceleri konusunda ülkemin bi istisna olmasını dilerdim. umudumu hiçbi zaman kaybetmiş değilim,
ama bugün geri alamayacağımız olaylarla yüzleşme günü. bu yüzleşmeyi, içinde yaşadığım topluluğun geleceğine dair umutlarımı önplana çıkartarak talan etmeye hakkım yok, kimsenin yok.
ben 24 yaşımdayım, hande kader öldürüldüğünde benden bir yaş küçüktü. hayatıma dair, sevdiklerime dair umutlarım var. ileriye baktığımda gördüğüm gelecek dünyalar var. geçmişteki 24 ayrı seneye baktığımda ne kadar alakasız gibi görünen şeyler, bugünümle sonuçlanmış diye düşünüyorum. hayatıma şefkatle ve tutkuyla sarılıyorum.
şimdi bir daha hatırlatayım, hande kader öldürüldüğünde benden bir yaş küçüktü. onu bu tekerin altına süren bi toplulukta; ben niye bu güven, umut ve tutku içerisinde yaşamayı hak ettim? şimdi ona ve nicesine hak görülen muamelenin, ondan çalınan bunca umudun ağırlığını ensemde hissetmek benim sorumluluğum.
parçası olduğumuz topluluktan birileri, birtakım kalabalıklar, belki içerisinde en sevdiğimiz yakınlarımız da var, bu sorumluluğu üstlenmediği için transların hayat güvenceleri konusunda bi istisna olamıyor ülkemiz.
bu insanlar dilimizi konuştular, bizle aynı olaylara tepkiler verdiler, aynı olaylardan umutlar devşirdiler; bu ne demek? bize içten içe güvendiler. topluluk olmanın ana kolonu olan bu güveni ayakta tutacak sorumlulukları üstlenmedik, bi şekilde bunu yapmadık.
benim için bugün bununla yüzleşmenin günüdür.