bi şeyi rutinler halinde dinliyorsam ordan aldığım deneyimleri en uç noktasında kadar bileyip, iyice sivriltmek gibi bi hevesim var. bu bağlamda gerçekten bi dünyayı hissediyorum diyebildiğim müzikler için sanırım birkaç temel kolonum var benim. bunlardan bir tanesine the stooges'ın albümleri yuva olmuş durumdalar. bu öyle bi kolon ki kayıtsızlık ve tutkunun kesiştiği mucizevi bi anı temsil ediyor. kasım boyunca kendileri hakkında daha önce hiç düşünmediğim kadar düşündüm. o yüzden, önümüzdeki günlerde bi zincir yazmak istiyorum kendileriyle ilgili.
📷 by Michitaka Kurata
kasım-sonu.
ekim-ortasında bahsettiğim bunalım ortadan kayboldu diyebilirim. kendi kendimi iyileştirdim gibi oldu cidden birçok konuda. neyse, kasım ayı bol matematikli, az meslek-öğrenimli ve bol antropolojili geçti gibi oldu. müzik konusunda ise bol bol the stooges dinleyip çocukluğumdan beri öldürmeyi beceremedikleri yırtıcılığımı besledim gibi gibi...
yıllık dinleme özetleri gelmeye başlamış. “kardeşim müzik öyle dinlenmez böyle dinlenir” diyecek halim yok elbet. ama bence bu platformlar dinleme deneyimlerinizin üzerine düşünülmemişliklerini kullanıyorlar. yıl boyunca dinlediğiniz şeylere bakıyorum. hani yılın birkaç ayında kendilerini tüketecek şeyler gibi. ama onu bi yıllık şemaya yerleştirince kimlik kazanmış gibi hissediyosunuz. aslında o kimliğe davet ediliyorsunuz sadece. dinledikleriniz sizi tanımlamak zorunda değil, o yüzden öyleymiş gibi yapmalarına izin vermemelisiniz bence
b vektörünün a vektörüne dönüşümünü ifade eden matrisi, a vektörünün t vektörüne dönüşümünü ifade eden matrisle çarpınca; b vektörünün t vektörüne dönüşümünü ifade eden matrisi elde ediyoruz. insanın sezgileri tam tersini bekliyor.
görüyoruz ki b’nin, vektör dönüşümü altında koordinat değişimine kayıtsız bi kökü var.
bu önemli, çünkü aslında vektörlerin neden bileşenlerinden ibaret olmadıklarını; onların birer tensör olduğunu gösteriyor.
bu b’nin a’ya dönüşümünü ifade eden matriste b’nin bileşenleri tamamen a cinsinden ifade edilirken, yanı a’ya kayıtlı olarak değişirlerken halen b’de a’ya kayıtsız kalan bi kök var.
yani tensörler; aslında vektör dönüşümleri altında, bileşenleri dönüşüme kayıtlı ancak dönüşüme kayıtsız kökleri de olan toplam bi nesne.
yeni haftayı sabah mobilitesi ve pj harvey ile kutluyorum
#NowPlaying
the sky lit up, #pjharvey
https://youtu.be/dy6qJSU1dJM?si=JQTroYAoMm9Ik6_U
vicdanın farklı görünümleri midir, nedir bilmem ama çevremizdeki bizi büyüten ve beraber büyüdüğümüz insanları bütün o saçma tutumları ve ucu bi yere varmayacak hayat tarzlarına rağmen severiz. eskiden bu duruma nefret ederek işaret ederdim, artık sahiplenmiş bi şekilde hayret ederek işaret ediyorum. “herkes daha iyi durumda olabilirdi” arzusu erdemli bi arzu bile olabilir. ama her erdem gibi temelinde hiçbi zaman masumiyet bulunamayacak bi arzu.
o insanlar da böyleler işte diyorum
şiddet, türümüzden bir bütün olarak sökülüp alınabilecek bi şey midir bilmem. ama belirli birtakım insanların, toplulukların şiddet karşısında özellikle daha savunmasız, daha yaralanabilir hale sokulmaları, karşısında mücadele etme sorumluluğumuz olduğunu düşündüğüm bi şeydir.
bugün, nefret suçu mağduru transları anma günü.
transların hayat güvenceleri konusunda ülkemin bi istisna olmasını dilerdim. umudumu hiçbi zaman kaybetmiş değilim,
ama bugün geri alamayacağımız olaylarla yüzleşme günü. bu yüzleşmeyi, içinde yaşadığım topluluğun geleceğine dair umutlarımı önplana çıkartarak talan etmeye hakkım yok, kimsenin yok.
ben 24 yaşımdayım, hande kader öldürüldüğünde benden bir yaş küçüktü. hayatıma dair, sevdiklerime dair umutlarım var. ileriye baktığımda gördüğüm gelecek dünyalar var. geçmişteki 24 ayrı seneye baktığımda ne kadar alakasız gibi görünen şeyler, bugünümle sonuçlanmış diye düşünüyorum. hayatıma şefkatle ve tutkuyla sarılıyorum.
şimdi bir daha hatırlatayım, hande kader öldürüldüğünde benden bir yaş küçüktü. onu bu tekerin altına süren bi toplulukta; ben niye bu güven, umut ve tutku içerisinde yaşamayı hak ettim? şimdi ona ve nicesine hak görülen muamelenin, ondan çalınan bunca umudun ağırlığını ensemde hissetmek benim sorumluluğum.
parçası olduğumuz topluluktan birileri, birtakım kalabalıklar, belki içerisinde en sevdiğimiz yakınlarımız da var, bu sorumluluğu üstlenmediği için transların hayat güvenceleri konusunda bi istisna olamıyor ülkemiz.
bu insanlar dilimizi konuştular, bizle aynı olaylara tepkiler verdiler, aynı olaylardan umutlar devşirdiler; bu ne demek? bize içten içe güvendiler. topluluk olmanın ana kolonu olan bu güveni ayakta tutacak sorumlulukları üstlenmedik, bi şekilde bunu yapmadık.
benim için bugün bununla yüzleşmenin günüdür.