Show newer

market fasulyesi laneti. mahvoldum dünden beri…

matematik öğrenme ve yapma hızıma nitro basacak bi rutin geliştirdim sanırım. epey bütüncül bi yöntem ve öyle “günde 723 saat çalıştım” gibi bişi değil (onu zaten yapıyo olmak lazım yani, o bi ekstra değil). yemeği yiyince detaylandırcam kendim için, bunun altına da eklerim

bi kavramı yuva bellemek. onun içinde kaybolup gitmek, benim için felsefeden geriye tek kalıcı şey olmuş.

felsefeye alıştıktan sonra bırakmak imkansız gibi gelir, yeri dolmaz gibi. valla hepten bırakabilmek, felsefeyi yapmaktan daha zormuş cidden. sanki felsefe yapan kişi kendini bi ateş çemberine hapseder de ordan çıkmak ancak o ateşi çalmakla mümkünmüş gibi.

cidden, kavramlar kalıcı oldu ama ben ordan kaçmayı becerdim

alerji hapının sırf reaksiyonları önleyecek diye günümün içine etmesine asla değmeyeceğini düşünmeye başladım tam günün şu vakti.

yorgunluk, hissizlik, bilişsel düzeyde aşırı aptallaşma falan. kim ister bunu ya.

dilim şişsin nefes alamayayım alerjiden ama tembelleşmeyeyim

Show thread

kafatasının içindeki şeyle omurganın karşılaşmasına bayılıyorum insan türü

tamam, hindistan (bangladeş vs.) sokak yemeklerinin ne kadar hijyenden uzak olabileceğine birkaç kere şaşırdık. yalnız birkaç kereden ötesine zorlamanız üstün hissetme mastürbasyonuna dönüyo

evettt… güvenmedikçe, oldukları gibi sevmeyi öğreneceğiz bence. güven bi noktada “ben senin olabileceğin şeyleri düşünmeyi bıraktım” da demek çünkü. baya tembellik yani. sevdiğim kimseye bu lüksü tattırmamak onlara boynumun borcudur.

hiçbirinize güvenmiyorum arkadaşlar, bana göründüğünüzden ibaret olmak istemezsiniz. öyle değilsiniz de zaten, ne olacağınız belli olmaz.

bunu da sizlere güvenmeyerek tescilliyorum.

Show thread

çevremdeki insanlar, sevdiklerim; bence ilişkilerimizi iletişimin mümkün olmadığı bi yerde yürütmeye çabaladığımızı içten içe biliyorlar. sırf o ilişkiler çökmesin diye de hayatımın neresinden tutabilirlerse ordan bi parça kopartmaya çalışıyorlar. bu hikaye elbet herkesin sosyal ilişkilerinde gördüğü bi desendir.

ancak artık neredeyse kopartılacak bi şey kalmadığı noktada, sorumluluklarınız devreye girmeye başlıyor. herhangi bi konuda, sizin de kabul ettiğiniz bi sorumluluğunuzdan haberleri olmayıversin; emin olun kemiğinizden et sıyırırlar arkadaşlar.

sorumluluklarınızın yerine getirilmesi konusunda nadiren sizden daha yetkin olurlar; bunu en iyi ifşa eden şey ise sorumluluklarınızı başınıza kakarlarken dünyanın sonundan bahsedercesine ses tonlarının değişmesi ve o sorumluluğun yerine getirilmesi için maksimalist direktifler vermeleridir.

“onu yarın sabah ilk iş olarak, mutlaka hallet.”

o işi ne zaman yapacağınız ve o işte ne kadar ısrarcı olmanız gerektiği vurgusunu çıkarttığınız taktirde, üstteki cümlede tek bi kelime kalıyor dimi; “o” :Dd

yani sorumluluğun kendisiyle ilgili bütün alakaları “o”dan ibaret. ona dair hiçbi isabetlilikleri yok, çünkü nelerin sorumluluğunu üstlendiğinize bilmelerine imkan da yok. onlar için birdizi çoktan belirlenmiş işi halletmeniz gerekiyor, bu yüzden kolayca “sabah ilk iş olarak” diyebiliyorlar. sabah yapabileceğim başka şeyler, sabah hayatımla almam gereken iç içe geçmiş bir dizi sorumluluğun hiçbi önemi yok. varlığından haberdar değiller ki olsalar dizleri titreyecek; sabahları üzerinize hakim olan psikolojinizi düşünün, o psikolojinin bütün dünyada hakim olduğu bi gerçeklikte hayatta kalamazlardı, öyle değil mi? misal böyle sorumluluklarınız da var, o insanlar ölmesin diye her sabah kafanızdaki alternatif dünyaları ikna etmek zorundasınız ve bunlar birbirlerine o kadar dolanık ki ayırt etmek imkansız.

ve bu sevdiğim insanların, dolayısıyla benim neyin sorumluluklarını üstlenmiş olduğumla ilgili en ufak fikirleri yok. mümkün de değil öyle bi şey zaten. fikirleri olabilecek bi dünyada yaşasak, iletişim imkansız olmazdı.

burda ise günlerdir beynimi kıyan bi yüzleşmeye geliyoruz; ben insanlara güvenerek, onlara ihanet etmişim. onlara güvenmek demek, hayatımın birtakım alanlarının onlara karşı tetikte olma gerekliliğini askıya almak demek. ama bu insanlar oraya sızamazlar ki.

o insanların hiç bilmedikleri bi arazide, koşuşturan 10.000 tane vahşi atın elçisiyim ben ve bu insanların o atların ayakları altında unufak olabileceklerini bile bile onları orada başıboş bıraktım. bu da benim günahımdır. bu günahtan kaçmak imkansız ve içten içe yaşadığım sosyal gerilim de buna dayanıyor.

seveceksen insanları olduğu gibi sev ve kimseye de güvenme. insanları güvenle terbiye etmek, korkunç bi yalan.

Show thread

ilk olarak kafamı birkaç gündür satır gibi öğüten meseleden başlayım; sorumluluklar, başka insanlar ve güvenme tembelliği.

Show thread

ekim-sonu ve kasım-ortası zincirleri yapamadım. bunun birbiriyle alakasız birden çok sebebi var; tembellik, stres yönetimi beceriksizliği, sosyal gerginlikler vs. o yüzden 15 kasım’a gelirken kasım-ortası yerine aklıma ne gelirse öyle yazdığım bi zincir yapmak istiyorum.

📷 ig: 104b0

birtakım sosyal bilimcinin ingilizce "collective" kavramını kolektif diye çevirdiklerini hatırlayıp deliriyorum. dümmmdüz, ilk söylendiğinde anlaşılacak bi türkçesi, TOPLU/TOPLULUK kavramı varken bile bile kolektif diye çevirdiler.

ne diyelim buna, kuramsal sümsüklük mü?

ne zaman sevdiğim insanlarla vakit geçirsem, gün sona erip herkes gittikten sonra kendimi iğrenç hissediyorum. gitmelerinin sebebi herkesin sorumluluklarının olması ama içten içe bana verilene sahip çıkamamışım gibi kendimi suçluyorum

Show older
CleverLibre Social

CleverLibre Social is an inclusive social instance for open discussion, learning, and community.
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.