Show newer

toot’u attığım anda “evet ya niye yapayım ki?” oldum. hep işe yarar bu. bi konuda hevesini kontrol edemiyosan, ondan başkalarına bahset. kendiliğinden kaçar cşsöcşdöcşcö

Show thread

15 ay olmuş bu videoyu yapalı, az önce izleyip ilk defa baştan değerlendirdim düşüncelerimi. birtakım notlar çıkartıyorum belki güncel bi video yaparım aynı konuda diye

belki hevesim kaçar da yapmam umuduyla bu fikri burda paylaşıyorum, çünkü pek vaktim de yok buna ayıracak :d

dün anlamsızca iğrenç depresif hissediyodum, bugün bi ayın sonunda yağmur yağmaya başladı. özellikle de hava durumuna bakmıştım ha, havadan mı oldum böyle diye ve hiçbi şey görünmüyodu oysa. bayılıyorum şu sinir sistemimin umay’ın beşiğinde dövülmüş gibi geçirgen olmasına

şu anda bundan alabileceğim bi param yok ama çok hoş bi figürmüş. tayga şamanı olarak bahsedilmiş ve adına da "guardian of the fire" demişler.

bu tamlamanın direkt karşılığı birkaç türkçe kelime de var; otağan (erkek şaman) ve udagan (kadın şaman). farkedileceği üzere kelime kökü ot/ud, ateşten geliyor.

sibirya kültürlerinde demircilerin de kutsal ya da şaman olarak görülmesinin sebebi aynı şekilde ateşi kontrol edebiliyor, şifaya dönüştürebiliyor olmalarıyla alakalı.

livemaster.ru/item/22111363-dl

danmoi’yi aldığımdan beri anca birkaç kere çaldım, demir kopuz varken ne gerek var diye düşündüğüm için. ama dışarıdan sesi ne ilginç geliyormuş ya daha amatörken bu kadar duyamıyordum

verebileceğimiz herhangi bi tepkiye “işte, o tepki de buralara yansıyor” diyen bi harita. eno bu sayede aktörlüğümüzü bi süreliğine gerçekten de askıya alabilen bir “teslimiyet” deneyimi yaratabiliyor.

ne zaman o müzikleri hatırlamaya çalışsak, başarısız oluyoruz. çünkü biz hiçbir zaman orada olmadık, eno bir şekilde zihnimizi hiçbir zaman olmadığımız bi yüzeye konumlandırmayı başarıyor.

Show thread

eno sanki bu ses koleksiyonlarıyla hayatımız üzerine bir harita geriyor. kendisinin “teslimiyet” dediği; etkiyi ve tepkiyi alan ya da veren aktörler olmaksızın, o etkilerin ve tepkilerin, o kuş-benzeri, mağara-benzeri ya da benzemezi seslerin üzerine yansıyabilecekleri bir harita oluşturuyor. bir ses haritası.

Show thread

sanki bu albümdeki müziklerin deneyimlerini bi şekilde biliyoruz ama istediğimiz anda o sesleri kafamızda canlandıramıyoruz.

şu anda bir kuşun sesini mi duyuyorum? yoksa bi memeli mi? belki de sadece derin mağaralardaki hava akışının sesi ya da bilmediğimiz bi kültürün ağıt tekniğidir. bilemiyoruz, bi şekilde oraya sızmamıza izin vermiyor eno. üzerine bir de o sesleri deneyimleyenin kim/ne olduğunu da anlayamıyoruz. sesler uzaklaşıyor, yakınlaşıyor ama zihnimize müzik boyunca eşlik eden temel seslerde bu tuhaf seslerin yaklaşma, uzaklaşmalarına anlamlı bi tepki göremiyoruz.

Show thread

hayatımda onca şeye isabet eden, ambient türünün en tutulduğum albümü hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.


ambient 4: on land, brian eno
youtube.com/playlist?list=OLAK

günaydın. bugün tensörleri bitirme günü /(^o^)\

salı normalde allah’ın belası bi gündür, biliyorum.

işlerinizi hayatınızda karşılığı olmayan periyotlara bölmeyin bence. benim için haftanın 3. günü

ihtiyacım olsa haftanın 17. günü falan da ilan ederdim bugünü

art by artem filippov

trigonometri, bunca sadeliğine rağmen hem tarihsel köklülüğüyle hem de birden fazla alanı aynı anda birbirine bağlayarak matematiğin ve geometrinin ne oldukları konusundaki tartışmaları da üzerinde temellendirebilmiş bi alan.

insan “çok sıkıldım” dediği noktada bile pitagoras teoremini falan hızlıca düşünüp farklı kuralların geçerli olduğu uzaylar gibi oldukça soyut ölçeklere kadar sıçrayabiliyor.

akşam akşam çok canım çekti de kendimi frenlemek için bi toot atiyim dedim. ilk boşluğumda trigonometriye salıcam kendimi :ablobcatbongo:

dünyada tensörlerle hiç ilgilenmeden ölecek olan çok insan var (T^T)

banyo yapmamaktan kastım elbette ki kirli kokmak değil. herhangi bi koku ya da mantar/bakteri riskini önleyecek hijyenden kaçınmak değil bahsettiğim şey. ya da günlerce aynı kıyafeti giymek değil.

ki bunu araya sıkıştırmadan edemem; sadece terleyerek hijyenik problemler yaşayan birisi muhtemelen uygun olmayan beslenme ve yetersiz hareket rutinlerine sahiptir.

neyse, benim meselem asgari hijyen rutinleriyle değil, bütün vücudu suya sokup çıkartmakla; terleyip kurumaktan utanmak, korkmak, iğrenmekle.

terlemenin korkulacak, utanılacak, iğrenilecek bi durum olarak çerçevelenmesi ve banyonun rutin bir gereklilik olarak sahiplenilmesinin hem hristiyanlıktaki vaftizle, hem de islam’daki gusülle alakalı bi yanı olduğunu düşünüyorum.

eğer ki hayatımın sorumluluğu altında bedenim terlemişse (ki burada hayatın sorumluluğu içerisinde değerlendirilebilecek birçok vücut sıvısını dahil edebiliriz) ve birileri ya da bir öğreti bundan arınmam gerektiğini öğütlemişse burada cezalandırılan şeyin ne olduğu çok açık; üzerlerinde hayatımın uzandığı bütün pozisyonlar elbette.

dolayısıyla benim için banyo yapmak bir rutin değil, baya ritüel gibi bi şey. onu hakettiğimi bi noktada hissediyorum, ama o zamana kadar hayatımdan utanmamı öğütleyen öğretilerin ya da sosyal tutumların hayat rutinlerime banyoyu dahil ederek burnunu sokmasına asla tahammülüm yok.

ben bir yılanmışım ve beni dizginlemek için oluşmasına izin vermedikleri derimi kat kat soyarak hayatımı sakatlamaya çalışıyorlarmış gibi hissediyorum.

ki geldiğim noktada buna eminim

Show thread

bazen öyle bi üretkenlik döngüsü yakalıyorum ki günlerce (belki haftayı geçiyo) banyo yapmıyorum. bunun sebebi “şimdi buna vakit ayıramam” kadar pratik değil. bu tutumun artık karakterimin ne kadar önemli bi parçası olduğunu farkettiğim için biraz üzerine bahsetmek istiyorum.

art by Jamiu Agboke

birisini sevmek nası bi şeydi unuttum. yıllardır normalde sevgi hissetmem gereken kişiler için sadece korkuyorum. ölüm hep enselerindeymiş gibi hissediyorum

keşke başkalarının benimle kesişen gündemlerini onlarla iletişim kurmam yerine bana aracı olarak direkt evrenin kendisi söylese.

geçenlerde hayatımın, bedenime kafamın içinde konuşan şeyden ibaret olmadığını kanıtlamaya çalışmak olduğunu söylemiştim. ama bi ikincisi de var. hayatımın diğer yarısı da bedenimi sizlerin bi evrenin ağzından konuştuğunuza inandırmaya çalışmak.

ne zaman konuşsanız o göğsümün içine doğru bi yerlere saklanıyo çünkü. aranızda böyle barınmak epey zor anlayacağınız

bence de 100. yıl coşkusunu yaşamanın en doğru şekli kunduracıya gitmek

gökyüzünü dönüyör; metal, toprak, kayadan yapılmış peteklerin geldiği en uç noktaya, yani bizlere bakıyor

Show older
CleverLibre Social

CleverLibre Social is an inclusive social instance for open discussion, learning, and community.
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.