deniz tuzu, bağırsak kıvrımları, antropik altın
1969, #thestooges
https://youtu.be/4qa-hL6XOt4?si=WXKOh2iMckl-6kkj
urda uula, namgar
https://youtu.be/2pmcj_qgf50?si=XCK__oqoqcuWEhvf
sanki 9 timsahın derisinden üretilmiş ruhum
i’m sick of you, #thestooges
https://youtu.be/_Yl7Qeb9cXc?si=DbaTBi-bGCp6ELsk
24 came with its predatory desires. will happen
the wind, #pjharvey
https://youtu.be/GmOMuBYEejc?si=1uCMgGG1R8fPhizt
muhafazakar baskının kişisel alanı basit anlamıyla ihlal etmenin ötesinde, tam anlamıyla nasıl terörize ettiğini çok güzel gösteren bi filmdi. nezaket ve kibarlığın işlevsizleştiği, herkesin bi diğerini kaldıraç gördüğü bi yumakta her an kurban ve talan edilen şey ise hür yaşama cesareti ve o cesareti gösterenler oluyor.
“…göktanrı çocuğun ruhunu cam bir şişeye koymuş, ağzını da başparmağıyla tıkamıştı.
şaman dizlerinin üstüne çöküp göktanrı’ya çocukcağızın ruhunu geri vermesi için yalvarmaya başladı.
tanrı vermedi.
şaman ayağa kalktı, bir arıya dönüşerek göktanrı’yı alnından soktu. göktanrı korkusundan sağ elini alnına vurunca şaman oğlancağızın ruhunu şişeden çıkarttı ve aşağıya, dünyaya doğru geldi.
tanrı kendine gelene kadar şaman yere inmişti bile. yerde çocukcağızın ruhunu vücuduna yeniden yerleştirdi ve şöyle söyledi:
—dünyada insan yaratabilecek, bunun için gerekirse tanrı’yla bile yüzleşebilecek benden başka kimse yok.”
*buryat’larda şamanın güçlerinden bahseden bir şaman hikayesinden kesit.
avrasya’da şamanlar, mihaly hoppal
dinocrocuta gigantea kafatası. soyu tükenmiş percrocutidae familyasının bir üyesi. çok güçlü çenesiyle kemikleri kırabiliyor. miyosen döneminde (23m-5m yıl önceleri) asya ve afrika’da yaşamış bir tür.
bugünki sırtlanlara benzer şekilde, leş yiyorlar. ama taksonomik olarak aynı takımda yer almıyorlar.
sık antrenman yapmak ilginç bi şekilde uyku gereksinimini azaltıyor. tersi beklenir dimi? bence bu anabolik süreçler ile alakalı. vücutta anabolik süreçleri tetikleyecek kadar aktivite göstermediğinizde uyku için gerekli hormonal süreçleri yeterince doğru yürütemiyoruz. bu da hareketsiz zamanlarda daha çok uykusuzluk çekmeye sebep oluyor. daha çok hareket, daha kaliteli ve kısa uyku süreleri demek
gün içinde ihtiyacım olan seviyede hareket kapasitesini yakalayabilmem için yapmam gereken mobilite egzersizini 5 dakikaya indirmeyi başardım. bu neden önemli? bu önemli, çünkü en yüksek nabza ya da en yüksek ağırlık direncine ulaşıp, tekrardan düşük nabızlı işlere dönmem en fazla yarım saat falan sürer demek. bu sayede gün içerisine istersem 4-5 antrenman sıkıştırabiliyorum. bu kadar aktif bir gün de çok daha az uyuyup çok daha yoğun odaklandığım uzun saatlere sahip olacağım anlamına geliyor.
bi şeyi bi kez yapabildiğini gördükten sonra, artık yapmak istemiyor olman gerçeği ile durmadan çatışıp beynini çamura çevirmesi... bunu felsefede yaşıyorum. bırakalı aylar oldu, belli ki sancısı yıllar sürecek. felsefi bi problemle karşılaşınca saatlerce, bazen günlerce beynimi durduramıyorum. sonra yorgun düşmüş, rutinlerini ve hayatını kaçırmış bi vaziyette duvarı izlerken buluyorum kendimi.
felsefeye aşırı saygı duyuyorum ama bi yandan da nefret ediyorum. çünkü cidden iyiyim o işte, ama istemiyorum. bu nası bi lanet bilmiyorum
bi süredir psikolojik kararlılığımı yitirmiş gibiyim. derin bunalımlarda değilim tabii, ama herhangi bi ruh halimi korumakta da çok zorlanıyorum. öfkem bile elimden kayıp gidiyor gibi.
neyse, bütün bunları daha da kötüleştiren bi alışkanlığımla arama mesafe koymaya karar verdim: şeker.
şekerin kimyasından falan ziyade, matematiği çok korkunç gelmeye başladı. bi şeyin tadının güzel olacağı kadar şeker eklenmesi için onun kalorisinin baya minimum %50'sinin falan şekerden gelmesi gerekiyor (çoğu zaman %85/90'lara kadar çıkıyor).
bi şey, herhangi bi deneyimi belirlemekte bu kadar konsantre bi forma sahipse, ordan bi hezimetin çıkması kaçınılmaz. bu cinsellikte falan da böyle, bi insan çok konsantre bi özelliğiyle çekici gelmişse bana sağlıklı bi iletişim yürütemiyorum. bendeki bi alışkanlığın artık hata raporu verdiğini okuyabiliyorum ordan mesela.
o yüzden, şekere yallah diyoruz...
bazı “şey”ler vardır. onlardan bahsederken kullanacağımız kavramı, aslında ona işaret etmek için değil de onu talan eden başka kavramlardan korumak için kullanırız. böylesi kavramlara karşı-göstergeler diyebiliriz. normalde göstergeler, bi gösterilene bağlanırlar ya hani. bunlar öyle değil işte, bunlar neyden bahsetmiyor olduğumuzla yüzleşebilmek için orada olan kavramlar.