bununla birlikte o dönem çıkan birkaç as oyunu cidden taklit edilemez bi başarı yakaladılar. yeni nesillerde ben bi nebze overwatch’un vâdettiklerini verebildiğini düşünüyorum. ya biz yaşlandık ya da birileri bi şeyleri yanlış yapıyor cmsşöxşdöxld
okey. arena shooter oyunları çok seviyorum da ben eskide kaldım baya, bunlar iyi mi kötü mü karar veremiyorum böfşvöfşcöfl
the finals’a bakma şansın oldu mu?
gördüğüm yerde başını ezmek istediğim bi insan davranışı hatırladım.
bi takım işler farklı gelişmiş, okey. sen kendi kendine “olur öyle” deyip kafaya takmamışsın. karşıdaki lüzumsuzlardan biri bunun çoktan seni sinirlendirmesi, üzmesi, strese sokması gerektiğine karar vermiş ve sanki üfleyince uçarmışsın muamelesiyle sana “boşver, sinirlenme” triplerine giriyo misal.
bu parazitin yaptığı şeyi masum zannedecekler için söyleyim, kendileri dünyanın en leş manipülasyon döngüsündeler.
bu ne biliyo musunuz, bu sizin çoktan “olur öyle” parantezine alıp hayatınıza devam edebiliyor olma ihtimalinizin sırtında yuvalanmaya and içmiş, parazitik bi yaşam formu.
o olay karşısında nası bu kadar çevik davranabildiğiniz gerçeğine katlanamamış, ona beklediği ulufeyi dağıtana kadar, o güne doğru ona güvendiğiniz her ortak deneyiminizi bu kumara ortak edip sırtınızda yaşamaya devam edeceğini size hissettirmek istiyor.
beklenmedik gelişmeleri böyle karşılayabilmenin, kendisi gibi parazitleri hayatından dışlamakla mümkün olacağını kavramaya yetenekli değil.
kötü kurgulanmış hiçbi anlatıya tahammül edemiyorum. yapısı gereği her anlatı bi doğa yasasını ihlal eder ama o ihlalin görmezden gelinmesi kısmını bana bırakıyorsa, -"düşünsene, ne güzel,ilginç,tuhaf olurdu" fikrine yaslanıyorsa- aslında benim doğadaki köklerimi talan ediyor. bu beni ilk başlarda fantastik eserlerden, ardından özensiz bilim-kurgu işlerden soğuttu. artık hardcore bilim-kurgu olmayan bi şeyi izlediğimde öfkeli birisine dönüşüyorum. senin bilinçdışına bakmak zorunda mıydım yani oluyorum.
beğendiği insanlar bi araya gelince iyi bi işin ortaya çıkacağına inanmak diye bi yaşama hali var. alakasız 4 komedyeni yan yana koyup “şu dörtlünün oynadığı film” diyerekten zevke geliyorlar misal. bunun aile içi psikolojiyle alakalı bi sebebi varsa onu bilemem. ne bileyim “ailemiz bi aradayken her şey daha iyi oluyordu” gibisinden bi psikoloji falan. ama daha basit bi sebebi de var gibi geliyo bana. mesela hiçbi şey üretmemiş olmak. bi şeyler üretmeyi “iyi olan her şeyin bi koleksiyonu” gibi görüyo zorunlu olarak.
her durumda beyinde baya parazitik bi tembellik yarattığı kesin. sadece bi şey üretmek açısından değil, birisini beğenmeyi bile düzgün beceremediğini gösteriyor.
ben de artık tartışılacak bi konu gibi göremiyorum. daha çok işlenecek demir gibi. her deneyenin elinde patlamış. anca cumhuriyetin çapı yeter bu karmadan işleyecek bi alaşım çıkarmaya.
tengriler kimseye cumhuriyeti çürümüş topluluk nazı çektirtmesin.
malumunuz, ben şamanizm hevesinden sibirya antropolojisidir, bölgenin foklorüdür falan ilgileniyorum baya. paralel olarak bi 10 yıldır falan da türk mitolojisi hevesi var insanlarda ya hani, ama bu heves aynı internet ateizmi gibi bi heves. hayati bi takım köklerden yoksun yani.
neyse, sosyal medyada da bu sibirya kültürlerinin bugünki kalıntılarına dair bi şeyler görebileceğim hesaplar da takip ediyorum. hani ben antropolojisini de çalıştığım için bölgenin nasıl bi dağılım gösterdiğini biliyorum. bu internet türkçüsü gençler, gördükleri her buryat, tunguz, moğol vs. bilimum sibirya kültürüne, bizzat sahiplerinin hesaplarını falan “these are turk culture” falan diye taciz ediyolar. ateizmi de böyle öğrendi ya bunlar. hayır bi de niye türkiye cumhuriyeti bayrağı koyarsın ki bu paylaşımların altına. gidiyo sakhaların şenlik fotoğraflarının altına türkiye cumhuriyeti bayrağı koyuyo clsmcşsmdlkckdmc.
bi de ben yörüğüm ha. hani anadolu’da bunun ekmeğini yiyecek biri varsa o da benim. dilimin, folklorik desenlerimizin o coğrafyalardan kökler taşıması hoşuma da gidiyo. ama günün sonunda bu insanlar çocuk bakıcısı değil arkadaşlar. niye sakhalar senin internet türkçülüğüne bakıcılık etsin mesela evladım. engeli yiyince de “çok ruslaştı bunlar” oluyo. eeehh yani çocuk, senin adın da ömer ya hani
o qr şovu çok komikti ya. kötü hazırlanmış filtre kahve içmeye geldim buraya sırf manzarası iyi diye. biliyorum onu hazırlatmak için webdev tutmayacağınızı, patronunuz nem kapar o maliyetten kesin
öyle sokağa salacaksanız hiç sahiplenmeyin o işlemcileri….
mersin’de sık kullanılan bi kelime var “gasavan” diye. “gasavan atmak” şeklinde fiil olarak kullanılıyor genelde. sohbet etmek gibi ama böyle daha çok keyifli sohbet gibi, bi yandan boş muhabbet etmek gibi ama saçmalama anlamında değil de “hadi keyif alacak şekilde sohbet edelim” biçiminde bi sohbet ortamı yaratmak gibi. ben lisedeyken yeni yeni kızlar da kullanmaya başlamıştı ama çoğunlukla erkek muhabbeti gibi anlaşılan bi şey. kahvehane muhabbetinin her yerde yapılanı gibi.
neyse, çok uzun giriş yaptım ama bilirsiniz böyle “erkek problemleri” tarzı konuların konuşulduğu podcastler epey popüler oldu erkekler arasında. bi yandan kişisel gelişimin, bi yandan erkek erkeğe, erkek muhabbetlerinin döndüğü podcastler. bu podcastlerin hemcinslerimden bu kadar rağbet görmesinin sebebi daha çok bu bence. herifler 500 bölüm podcast çekmişler, ama her bölüm sadece konuklar değişiyor. konuların önermeleri üç aşağı beş yukarı aynı.
gasavan atıyorlar bildiğin.
maymunlar ayı gibi güçlüler, onlarla kavga etmek hiç akıl kârı bi iş olmazdı. ama gene de bi tanesinin suratına brezilya tekmesi atıp anlık tepkisini görmek isterdim. sen dik bile duramıyorsun, bak ben neler yapıyorum bu bacaklarla. hatta bi maymunu sadece taekwondo ile dövmek inanılmaz aşağılayıcı olurdu.
neyse, hayvanları çok seviyorum. keşke onlarla dövüşebilecek kadar vahşi, onları dövdüğümde şiddet sayılmayacak kadar da eşit olsaydık